Pazartesi, Nisan 11, 2016

Ben Ben Ben

Çok da maceralı geçmeyen İstanbul yolculuğunun ardından (aslında S farkında olmadan direksiyonu sürekli sola kırıyordu ve bu onlarca kez korna, selektör uyarısına maruz kalmamıza ve bir iki defa da kazadan dönmemize sebep olmuştu, macera sayılırsa), şantiyeyi açmama kararımızı uygulamamız hasebiyle günü evde geçirmek, biraz uzanıp düşünmeme olanak sağladı. Tavanımla kurduğum derin bağ, D'nin aniden kapımda belirip "ne renk istersin?" diye sormasıyla koptu. Konunun ne olduğunu bilmiyordum. "Ne renkleri var?" dedim. "Mavi, yeşil, sarı, beyaz." "Beyaz olsun." dedim. Muhabbet kuşlarından bahsettiğini anlamak zor olmadı, sonuçta Hayat'ın yeri dolmalı ve alternatifin kuş olduğunu daha önce konuştuk. "Varsa." diye şart koşarak beni tavanımla yediden baş başa bıraktı. Olmadığını biliyordum.

Balık ve kuş beslemenin mantığını asla kavrayamayacağıma karar verdim. Sonuçta sizinle hiç bir şekilde iletişime geçmeyen hayvanlar. Gerçi D, kuşların zeki varlıklar olduğunu iddia ediyor. Eğitimlerinin sonunda aşkım, cici kuş falan diyorlar. Papağan türleri daha fazlasını da yapabiliyor. Bu ne işe yarıyor hiç bir fikrim yok fakat balıklara kıyasla daha iyi durumda oldukları söylenebilir. İkisinin de sahiplerine kendilerini nasıl bu kadar sevdirdikleri hakkında empati kuramıyorum. Sigara içmek gibi bir şey olsa gerek. Dumanı içimize çekiyor, ciğerlerimizde evirip çeviriyor ve dışarı bırakıyoruz. Bunu yaparken bir sürü ölümcül hastalığı bile isteye var ediyoruz. Üstelik leş gibi de bir tadı var ki tat olduğu da meçhul, yine de devam ediyoruz. Örnekler üzerinde biraz çalışmalıyım.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.