Pazar, Ekim 12, 2014

G. İle 1517'nci Tanışma

Yıllar önce ölmüş insanlar geri dönüyorlardı. Aileler bu durumu inanılmaz bir soğukkanlılıkla karşılıyor ve hemen kabulleniyorlardı. Adamın teki ise evine yerleştirdiği kameralardan, bir kaç gün sonra evleneceği kadının başka biriyle sevişmesini -ki bu başka biri de geri dönenlerdendi- aynı tepkisizlikle izliyordu. Nasıl olduysa, ikiz kardeşinin yıllar önceki haliyle karşılaşan Lena çığlık atmıştı. Eh o kadarı kabul edilebilirdi. Sonuçta dizileri sorgulayarak izleyecek kafada biri değildim. Yine de mutfaktaki çöp kutusunda kocaman bir hayvan leşi bulmak, bir ev hanımının "ay!" deyip kapağı kapatabileceği türden bir olay değildi bence.

Kapı çaldı. Her zamanki umursamazlığımla diziye devam ettim. 2. defa çaldığında, hiç beklenmedik bir şekilde kapının önünde buldum kendimi. Delikten baktım. Işık yanmıyordu. Uzun boylu bir adam kafasını hafif geriye atmış dikiliyordu. Anahtarı çevirdim. Botlar, sırt çantası, kapşonlu sweat, iri yeşil gözler. Yaklaşık iki yıldır pamuk almıyordum ve ateşli bir hastalık da geçirmiyordum. Yani halüsinasyon olamazdı. Evet, bu kesinlikle G. idi. İçeri girdi. Gülüyordu. Galiba ben de gülüyordum. Bir şeyler söylüyordu.  Anlayamıyordum. Kulaklarım uğulduyordu. Sanırım şoka girmiştim. Yavaş yavaş gerçekliğe dönmeye başladığımda sarılıyorduk. Aklıma saçlarım geldi. Saçlarım, cadı gibiydi.

Uzun zaman sonra yeniden Kobak'da el ele yürüyorduk. Gerçi, kovboy botlarım tak tuk etmese yere basmadığıma yemin edebilirdim. Yemekler, kahveler, biralar, gülüşmeler. Şüphesiz hayatımın en güzel gününü yaşıyordum. Heyecandan ve korkudan mideme kramplar giriyordu sürekli. Neden korktuğuma anlam veremiyordum. Belki de başka bir şeydi hissettiğim fakat doğru kelimeyi bulamıyordum. İçimden durmadan, kısacık ve çok tesirli bir ayet gibi "seni çok seviyorum" diye geçiriyordum. Öyle çok seviyordum ki, aramız biraz bozulduğunda, zifiri karanlık bir boşlukta insana binlerce kalp krizi geçirten bir hızla düşüyormuşum gibi hissediyordum. Saatlerce. Günlerce.

Bitmesini hiç istemediğim gezip tozmaların sonunda yorgun düşmüştü. Uzandı. Gözlerini kapatır kapatmaz uykuya daldı. Saatlerce izledim. Kirpiklerini, burnunu, dudaklarını, omuzlarını, ellerini. Tatlı horultuları eşliğinde, sıcaklığıyla kavrularak, kokusunu derin derin içime çektim. Zaman dursun diye dua ettim. Lütfen, zaman bir defa da benim için dursun. Kolları arasında damla damla eriyip yok olana kadar.

Sabah ezanından sonraydı. Bilmediğim bir caddenin kaldırımında genişçe bir alan çöküyor, toprak kaldırım taşlarını yutuyordu. Uyandım. Sırtımı dönmüştüm. Sarılıyordu. Sırtımı döndüğüm için üzülmüştüm fakat gözlerini açar açmaz çirkin suratımı görmesindense, yarısı kazınmış ensemi ve sırtımı görmesi daha iyidir diye düşündüm.

Gün ağardı. Gitmesi gerekiyordu. Yer yarılmamıştı bu defa. Gök üzerime düşmüştü. Bu yeni bir durumdu. Ne yapacağımı bilmiyordum. Kulağımda son sözleri yankılanıyordu: Seni çok seviyorum! Sanırım ağlayacaktım.

İşte G. ile 1517'nci kez böyle tanıştım.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.