Pazartesi, Eylül 22, 2014

Üç

Çocukluğuma denk gelen yıllarda resme çok meraklıydım. Yetenekli olduğumu düşünüyordum çünkü çocukluğun getirdiği bir gerizekalılıkla “aa sen ne kadar güzel resim yapıyorsun” diyen yetişkinlere inanıyordum. 20’li yaşların başında gerizekalılıktan pek bir şey kaybetmemiş olmalıyım ki yağlı boya yapmaya başladım. Gerçeklerle yüzleşmem pek vakit almadı fakat dert etmedim. Sonuçta ergenlik dönemimi henüz atlatmamıştım ve dert edeceğim daha başka konularım vardı. Sonra onlar hiç bitmedi gerçi. Neyse.

Aynı süreçte mimarlık okumaya başlamıştım. Mimar olma konusunda saplantılı bir istek duyuyordum. 4 yılın sonunda bunun benim için hiç de cazip bir meslek olmadığını anladım. Duvar kalınlıkları, bina mukavemeti, beton çeşitleri vs inanılmaz sıkıcı konulardı. Hayal gücüne dayalı tasarım dersleri ise tam bir felaketti. Kesinlikle hayal gücüm yoktu. Okulu bıraktım.

Derken yine ne tür saçma bir düşüncenin peşine düştüysem restorasyon okumaya başladım. Halbuki tarihin hiçbir alanına ilgi duymuyordum. Tarih bilgim Atatürk’ün doğum yılından ibaretti. “Düşünsenize, yüzlerce yıl önce hem de o zamanın ilkel şartlarıyla …” falan diye başlayan cümlelerle kendimi motive ediyordum ama aslında hiç heyecan duymuyordum. Dahası bu kadar şaşılacak bir yan da göremiyordum. Yapılabiliyormuş ki yapmışlar, durmadan buna hayret etmenin mantığını kavrayamıyordum. Adamlar kapasitesiz değildi sonuçta. Bkz: Filozoflar.

Bir şeyler yapmak zorunda olduğum hissi büsbütün sarmaya başlamıştı. Çevremdeki herkes bunu ima eden şeyler söylüyordu. Kimisi daha sempatik bir yaklaşım olarak, “bir şey yap ki en azından bu baskıcı bakışlardan kurtul” diyordu. Hayatım çekilmez bir hal almıştı. Hiç de düşünmek istemediğim şeyler hakkında düşünmeye itilmiştim. Oysa bir şeyler hakkında uzun uzadıya düşünmek bana göre değildi. Birkaç dakika kafa yorup ortalama bir fikre yaklaştıktan sonra “acaba çilekli süt kaldı mı?” kaygısına geçmekte sakınca görmüyordum. Aslında çalışmamayı, ev hanımı olmayı seçebilirdim. Fakat dehşetle gözlemlediğim kadarıyla onun da kendi içinde komplike bir sürü kuralı vardı. Kendimi Allah’a adamaya, inzivaya çekilmeye karar versem; önce birikmiş ütüleri kaldır diyeceklerdi.


Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.