Perşembe, Eylül 18, 2014

Rapor

Kütahya’ya dönmüştüm. 7 dakika sonra evime ayak basalı 3 saat olacaktı. Otobüs inanılmaz rahattı. Babam şahane bir şey yapmış ve biletimi şu yeni model tek kişilik koltukları da olan otobüslerden almıştı. Fakat ayaklarımın donma mevsiminde olduğumuz için şiddetli şekilde tuvaletim gelmiş ve molaya kadar ıstırap çekmiştim. “Bozüyük 27 km. Tanrım tesislere en az 20 dakika var! Başka şeyler düşün Ayça. Yağmur mu yağıyor?! Teşekkür ederim su içmem!”

Ev yerli yerindeydi. Yine de başta tozdan pek göremedim. Hummalı bir temizliğe girişmek zorundaydım. 3 uyuşuk örümcekle tehlikeyi atlatmıştım. Parti sertti zannediyorum. Bir iki eşyanın yerini değiştirdikten sonra, banyo ve mutfağı yarına bırakmaya karar verdim. Zaten doğal gazım kesikti ve soğuk suyla oynaşacak kadar titiz değildim. 10 lira için hiç üşenmeden gelip gazımı kelepçelemişlerdi. Oturup bir süre onlar adına utandım. İçip insanları rahatsız etmek için harika bir bahaneydi bu. Elbette tercihim yine her şartta seçtiğim iki insandan yanaydı: G. ve Kaan. Uygun bir parça açtım: The Black Keys – Fever

Aylar sonra evimde ilk günümdü ve ben temizlikten dolayı çok yorgundum ve içiyordum ve keyfim oldukça yerindeydi ve biraz rahatsız etmekte sakınca görmediğim insanlar yine çok önemli işleriyle meşgullerdi. Az sonra kafam güzel olacaktı ve şarkı söylemeye başlayacaktım. S.’ye sordum: Kim Kütahya’da? Hemen aradı. Bilmemkimle bilmemnereye gidiyordu. Bilmemkim tanıdığım biriydi. Bir kez daha fark ettim ki birileri telefonda benim de tanıdığım birinin adını andığında “selam söyle” demek gerekirken, bu benim aklıma gelmiyordu. Geldiğinde çok geç oluyordu ve ben “Tanrım selam söyle demem gerekirdi ama yine demedim. Neden böyle ayrıntıları 32 yıldır hep atlıyorum.” diye anlamsızca bir süre hayıflandım.

Ellerimi birbirine vurmak suretiyle sıradaki parçaya ritim tutmaya başladım. Harika bir akşam olacağı her halinden belliydi.


Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.