Pazartesi, Eylül 22, 2014

Dört

Evimin yerini kimse bilmiyordu. Kimseyi davet etmemiştim. Taşındığım sıralar 2-3 defa F. gelmişti gerçi. Onun gelmesinde bir sakınca görmemiştim çünkü onunlayken kendimi konuşmak zorunda hissetmiyordum. Sadece oturabiliyorduk ve yeterince oturduğumuza kanaat getirdiğimde de gitmesini isteyebiliyordum. Burada geçirdiğim yıllar içinde kaldığım her adreste bir tekel bayiine abone oluyordum. Onlarca kez yaptığım ziyaretlerde hep tek kişilik miktarda alkol satın alıyordum. Çarşıda, okulda, barda, sokağımda hep tek başıma görünüyordum. Kütahya küçük bir yerdi ve onca zamandır 5 karış suratıma aşina olmuş herkes yalnızlığımdan haberdardı. Başta havalı görünen bu durum biraz merak uyandırmışsa da zamanla yerini tuhaflığa ve belki de zavallılığa bırakmıştı. Gerçi kimsenin suratında bir düşünce belirtisi görmüyordum. Bunun sebebi suratlarına bakmamam olabilirdi. Komşularım kapımı çaldığında açmamam da olabilirdi. Sürekli gittiğim yerlerde hiç de kötü niyetli görünmeyen diyalog girişimlerini tersleyip atmam, bildiğim simaların selamlarını pişman edecek bir nursuzlukla karşılamam da. Sürekli öfkeliydim. İçimden sürekli insanları aşağılıyor, özellikle hemcinslerimin ne kadar aptal olduklarına dair tahlillerde bulunuyordum. Erkek arkadaşlarımla baş başa vakit geçirmek istiyor, arkadaş gruplarında muhabbete dahil olmayarak, somurtarak onları küçük düşürüyordum. Fakat, beni yaratan biliyordu ya, bunların hiç birini isteyerek yapmıyordum. Sadece nasıl iletişim kuracağımı bilmiyordum. Evet. Ben insanlarla nasıl iletişim kuracağımı bilmiyordum. Doğru zamanda doğru cümleleri kuramıyor, hatta doğru cümlenin ya da tepkinin ne olacağını hiçbir zaman kestiremiyordum. Çoğu konuda fikrim yoktu. Ne bileyim, o kadar az şey ilgimi çekiyordu ki. Bunların bile çok azı konuşmaya değerdi. Sanırım tam bir gerizekalıydım ve zaman ilerledikçe bu durum aleyhime işliyordu.


Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.