Perşembe, Ağustos 07, 2014

Gittim.

Pekala, dedim, sen kazandın, geliyorum. Kapıdan girer girmez içimde "nezareti deneyimleme" isteği oluştu. Telefondaki memuru buldum. Zaten beni bekliyordu fakat yine de yalandan dosyamı aradı sağda solda. Şikayetimi devam ettirmek istemediğime dair bir şeyler yazdı ve imzalattı. Sizi buraya kadar yorduğumuz için kusura bakmayın, dedi. Rica ederim, diye karşılık verdim. Oysa, iki dakikalık bir işlem için, dört defa aranmam ve bir sürü yol katetmek zorunda bırakılmam gerçekten de kusura bakılacak bir durumdu ve içten içe bakıyordum da.
Ayağa kalktım. Bir kaç saniyelik kararsızlıktan sonra tekrar oturdum. "Memur bey" dedim "ben bir geceyi nezarethanede geçirmek istiyorum fakat sadece bir gece kalıp çıkmayı sağlayacak ölçüyü tutturamamaktan çekindiğim için suç işlemek yerine talebimi açıkça dile getirmenin daha makul olacağına karar verdim." Sesinde ve duruşunda, telefonda yansıttığı çakallıktan eser yoktu. Cümlenin uzunluğunu kabul ederek ona biraz zaman tanıdım. Nihayet, sanıyorum bir tür şaka yaptığım kanaatine vararak, zevzekçe gülümsedi ve böyle bir şeyi kabul etmelerinin mümkün olmadığını ama çok istiyorsam nasıl bir yer olduğunu gösterebileceklerini söyledi. Hayır, bakıp çıkmak değil, kalmaktı niyetim.
Aniden, yine, gözümün önünde dahice bir fikir parladı. İşaret parmağımla masanın üzerindeki kalemliği itmeye başladım. Yavaş yavaş ilerliyordum. Surat ifadesi artık hayli ciddi olan polis memuru "Hanımefendi napıyorsunuz?" diye sordu doğal olarak. Aslında ne yaptığım gayet açıktı fakat bunu hemen kavrayacak zeka düzeyinde biriyle karşı karşıya olmadığımı daha ilk bakışta anlamıştım. "Polis malına zarar veriyorum." dedim eylemimi kademeli bir şekilde devam ettirerek. Daha önce de söylediğim gibi, ölçüyü tutturamamaktan çekiniyordum ve bir geceden fazlasını da istemiyordum. Hızlı ve sert bir hareketle kalemliği tutup "Buradan derhal gider misiniz lütfen!" dedi. Doğru yolda olduğumu hissetmeme rağmen yaka paça kapı önüne atılma olasılığını göze alamazdım. Çünkü terlik giymiştim ve muhtemelen o arbedede ayağımdan çıkacaktı. Geri isteme tenezzülünde bulunmayacağım için de en sevdiğim terliğimden olabilirdim. Tekrar ayağa kalktım. Bir kaç saniye "önemli bir şey söyleyeceğim ama nasılsa anlamayacaksın, nefesimi sarf etmeye değmez" dercesine baktım ve sert adımlarla karakolu terk ettim.
Hava güzeldi. Eve girmeden evvel manzaralı bir köşede sigara içtim. Annem "Hah. Kokmuşsun yine." diye karşıladı beni. "Karakola düştük, herhalde kokacağız." dedim. Odama geçip bilgisayarı açtım:
Başlık: Gittim.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.