Cuma, Mayıs 23, 2014

Ay Kıyamam

Tanrı bana öyle tahammül edemiyor, sesimi duymayı öyle istemiyordu ki; dualarımı çarçabuk kabul ediyordu. Dürüst olmak gerekirse pek de sevilecek türden bir kul değildim fakat bu çarçabukluğu kullanacak kadar sevimsiz de değildim. Zira kendim için çok azdan bile az dua ederdim.

İşte o çok nadir akşamlardan birinde, ağlama ve yakarma krizleriyle zar zor "Amin"e varmamdan kısa bir süre sonra, duamın kabulüne dair işareti almış, deliliğe özgü bir sevinç göstergesi olarak odamda zıplamaya başlamıştım. Derken gayri ihtiyari başımı yukarı kaldırıp, kah avuçlarımı semaya açarak, kah parmaklarımı birbirine kenetleyip göğsüme dayayarak şükranlarımı sunacakken aniden durdum. Suratımdaki gülümseme ağır ağır soldu. Başım yere eğildi ve omuzlarım düştü. "Affet Allah'ım." dedim sessizce. Bu defa susmam için feda edilenler, beni kendimden utandırmıştı. Usulca yatağıma döndüm. Şeytanım kıkırdıyordu. Yorganı kafama çekip gözlerimi kapattım.


Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.