Perşembe, Eylül 26, 2013

Su (Bir devam ve hemen hemen sonuç yazısı.)

Sonunda su kartımı doldurmaya hazır hissediyordum. Pekala, artık durum mecbur kalmanın da ötesine geçmişti çünkü mucizevi bir şekilde Pazartesi gününü de bu eylemden muaf geçirmeyi başarmıştım ve evet suyum tamamen tükenmişti.Yanıma sadece 20 lira alarak yola düştüm. bunu yaparken elbette kendimce haklı bir sebebim vardı. Uzun zamandır işsizdim ve tahmin edeceğiniz gibi yeni bir iş bulmak için kılımı kıpırdatmıyordum. Yani harcamalarıma dikkat etmem gerekiyordu ve çarşının büyüsüne kapılmaktan korkuyordum. Çünkü her kadın gibi, sadece ekmek almaya çıkıp bir sürü işe yaramaz şeyle eve dönebilme kabiliyetine sahiptim. Dolayısıyla cebimdeki ihtiyatlı miktar, adımlarımı gururla atmama sebep oluyordu. Fakat tabi ki işler pek planladığım gibi gitmedi.

Gişedeki memur, kartımın 20 lira 50 kuruşluk borcu olduğunu ve bunun üzerinde bir miktar yüklemem gerektiğini söyledi. Kartlarda zaman zaman bu tür borçlar biriktiğinden haberdardım fakat nedeni hakkında hiç bir fikrim yoktu ve sorduğum takdirde homurtudan başka bir cevap alamayacağımdan adım kadar emindim. Aslında adımdan emin olduğum da şüpheli, çünkü seslenmelere itibar etmediğim oluyor. Neyse. Manzara hayli can sıkıcıydı. Yani günlerdir ustalıkla ertelediğim bir iş için, şimdi üst üste iki gün dışarı çıkmak zorunda kalmıştım. Kendimi bu gibi zor durumlara düşürmekte oldukça iyiyimdir doğrusu. Kurt gibi acıkmıştım. Kendime koca bir porsiyon kıymalı börek ısmarladım ve eve dönüp ertesi günün derdine düştüm.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.