Cuma, Eylül 27, 2013

Bulmaca

Bulmaca çözmenin bir noktadan sonra hiç bir anlamı kalmıyor. Neredeyse vücudunuzdaki tüm organların ve bazı kelimelerin daha eski dildeki karşılığını öğreniyorsunuz ve bunları bulmacadaki yerlerine yerleştirmekten başka hiç bir yerde kullanmıyorsunuz. Mesela "gözlerimden bir kaç damla eşk süzüldü" veya "bugün enfim çok kaşınıyor, herhalde yağmur yağacak" falan demiyorsunuz. Yani güzel bir zihin egzersizi ve oturduğunuz yerde vakit geçirmek için bire bir fakat yine de sümer su tanrısının canı cehenneme. Ayrıca "bulmaca" kelimesi tam bir ergen ağzı. "Arkadaşlarla takılmaca", "kızlarla sahilde çay içmece" gibi. Neyse sanırım bu konu hakkındaki düşüncelerim yeterli olgunluk seviyesinde değil henüz.

Perşembe, Eylül 26, 2013

Su (Bir devam ve hemen hemen sonuç yazısı.)

Sonunda su kartımı doldurmaya hazır hissediyordum. Pekala, artık durum mecbur kalmanın da ötesine geçmişti çünkü mucizevi bir şekilde Pazartesi gününü de bu eylemden muaf geçirmeyi başarmıştım ve evet suyum tamamen tükenmişti.Yanıma sadece 20 lira alarak yola düştüm. bunu yaparken elbette kendimce haklı bir sebebim vardı. Uzun zamandır işsizdim ve tahmin edeceğiniz gibi yeni bir iş bulmak için kılımı kıpırdatmıyordum. Yani harcamalarıma dikkat etmem gerekiyordu ve çarşının büyüsüne kapılmaktan korkuyordum. Çünkü her kadın gibi, sadece ekmek almaya çıkıp bir sürü işe yaramaz şeyle eve dönebilme kabiliyetine sahiptim. Dolayısıyla cebimdeki ihtiyatlı miktar, adımlarımı gururla atmama sebep oluyordu. Fakat tabi ki işler pek planladığım gibi gitmedi.

Gişedeki memur, kartımın 20 lira 50 kuruşluk borcu olduğunu ve bunun üzerinde bir miktar yüklemem gerektiğini söyledi. Kartlarda zaman zaman bu tür borçlar biriktiğinden haberdardım fakat nedeni hakkında hiç bir fikrim yoktu ve sorduğum takdirde homurtudan başka bir cevap alamayacağımdan adım kadar emindim. Aslında adımdan emin olduğum da şüpheli, çünkü seslenmelere itibar etmediğim oluyor. Neyse. Manzara hayli can sıkıcıydı. Yani günlerdir ustalıkla ertelediğim bir iş için, şimdi üst üste iki gün dışarı çıkmak zorunda kalmıştım. Kendimi bu gibi zor durumlara düşürmekte oldukça iyiyimdir doğrusu. Kurt gibi acıkmıştım. Kendime koca bir porsiyon kıymalı börek ısmarladım ve eve dönüp ertesi günün derdine düştüm.

Cumartesi, Eylül 14, 2013

Miskin

Aslında miskinlik bir çok eylemden daha yorucu olabiliyor. Düşünsenize, bütün gün elinizi sağa sola savurarak bir kitaba ya da yerdeki su şişesine ulaşmaya çalışıyorsunuz. Bazen zorlu bir hamleyle bilgisayarı kucağınıza alıyorsunuz, bir de sıkılınca yerine koymak var tabi. Bir şeyler atıştırmak için nispeten doğrulmanız icab ediyor. Bazen sadece gözlerinizi hareket ettirerek -ki üstün beceri örneğidir- tek yaşam alanızız kanepeden geriye kalan boşluğu seyrediyorsunuz. Olmadık bir anda canınız kahve çekiyor, işte bu gerçekten yoran bir hareket kombinasyonu gerektiriyor. Vazgeçmek için türlü bahaneler uydurmak çözüme benziyorsa da, her zaman işe yaramıyor. Neyse ki diyorsunuz 2 gün idare edecek kadar su var fakat pazartesi günü bir şekilde onlarca metre yürümek zorunda olduğunuzu bilmek bile saatlerce süren bir kaşıntı krizine girmenize sebep oluyor. Yattığınız yerde ölmeyi diliyorsunuz fakat hiç mümkün görünmüyor.

Cuma, Eylül 13, 2013

Su

Bazen günlerim bir takım hesaplamalar yapmakla geçiyor. Mesela günde ortalama şu kadar litre su harcıyorsam, depodaki şu kadar litre suyla kaç gün daha işimi görebilirim ve böylece su kartımı doldurmak için dışarıda sürtmek zorunda kalmam. Yani akıllı sayaçlar, tasarruflu tüketim fikriyle ortaya çıkmış cihazlar fakat bana pek öyle gelmiyor. Zaman zaman cimriliğim aklımı ele geçirebiliyor ve kesinlikle yetmeyecek bir miktarla eve dönebiliyorum. Kısa bir süre sonra da işlemi tekrarlamam gerekiyor. Vakit kaybı. Üstelik sürekli ha bitti ha bitecek kaygısı taşıyorum. Oysa ki faturalı olsa, hem internetten ödemek suretiyle evden çıkmak durumunda kalmam hem de hayatımı bu tür anlamsız kaygılarla sabote etmem. Bilemiyorum, tamamen sanal bir alış veriş için onca yolu tepmek çok da mantıklı görünmüyor. Bunun yerine, ihtiyaç duyabileceğim her şeyi (içecek, abur cubur, sigara vb.) Elimin altına koyup, minimum hareketle, kitap okuyarak, internette dolanarak ve sevgilimi düşleyerek daha kabul edilebilir bir etkinlik sergilemiş olurdum. Sonuçta zaman, hızına yetişmemizi neredeyse imkansız kılan enerji haplarının bağımlısı. Bir saniyesini dahi boşa harcamamalıyız.