Pazartesi, Haziran 24, 2013

Enrico / 25.02.2006

Ev arkadaşımın sevgilisi Enrico'yla oturmuş Discovery Channel ve FoxTv'yi seyrediyorduk. Soğuk, yağmurlu ve haylice akşamdan kalma bir günde yapılabilecek en iyi şeyi yapıyorduk.

Herkes erkenden işe gitmişti, ikimiz korkunç derecede aylaktık ve nasıl da kalkıp işe gidiyorlardı azimle, hayret etmekten yılmıştık. Bu sürekli böyleydi. Tunç'dan ayrılalı çok olmuştu ama yan etkileri coşkuyla sürüyordu. Yeni mezun ayyaş doktor ev arkadaşlarım teşhisi koymuştu: Ağır depresyondaydım ve ruhsal çöküntümün yanında bedensel etkiler de iyiden iyiye kendini gösterir olmuştu. Günün yarısını uykuyla diğer yarısını alkolle geçirmek. Az konuşmak. Empyrium eşliğinde sabah programı izlemek. Huh.

2 gündür o evde kalıyordum.
Kendi evime gidip banyo yapmalıydım. Enrico da evine gitmek istiyordu. Bir süre birbirimizi gaza getirmeye çalışsak da, dedim ya hava soğuktu, yağmur yağıyordu. Üstelik Şakacı Endi'yi seyretmek istiyorduk ve daha başlamamıştı. 

Kara delik. Dünyanın ömrü. Yok olan galaksiler. Hesaplar. Hesaplar. Hesaplar. Söylenen her rakamda birbirimize bakıp doğru anlayıp anlamadığımızı onaylatıyorduk. Sonunda çıldırdık. Atmosferin dışında olup bitenleri düşünmek zorunda kalınca, buradaki her eylem olduğundan daha fazla anlamsızlaşmıştı benim için. Enrico kendini dondurtup yüzyıllar sonra uyandırılmak istediğine dair bir şeyler söyledi. Bir süre bu tür saçma sapan fanteziler kurduktan sonra evi terk etmeye karar verdik.

Hayatımda olup bitenlere (ya da olup bitiyor sandığım şeylere) anlam yüklemeye başladığımda, durmamı sağlayan bu anıyı ne çok hatırlarım.. ve şimdilerde yine durmalıyım. Eminim. Çünkü hayatı çekilir kılmaya çalışmak, zorlaştırmaktan başka işe yaramıyor.. ve biz burada yapay mutluluk arayışlarıyla oyalanırken, atmosferin dışında gerçek yaşam sona doğru ilerliyor.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.