Pazartesi, Haziran 24, 2013

Veronika / 07.02.2007

Veronika.. Çok güzel bir kadındı. Beline kadar uzanan düz ve simsiyah saçları öyle parlaktı ki, dolunay tıpkı bir yakamoz gibi yansırdı üzerine. İncecik bedeninin bir parçasıymış gibi taşıdığı, rengarenk minik çiçeklerle bezeli elbiselerinin etekleri rüzgarda uçuşur, beyaz bacakları görünürdü. İnsanı içine çeken hüzünlü bakışları ve ara sıra beliren çocuksu, muzip gülümsemesiyle gizemini pekiştirir, onu gören herkesi kendine hayran bırakmayı başarırdı.

Böyle olmalı. Aslında onu hayatımda hiç görmedim. Hatta Veronika adında bir tanıdığım da hiç olmadı ya da tanıdığımın tanıdığı ya da üst sokakta oturan bir kadın ya da sıkça bahsi geçen biri. Olduysa bile, isminin hakkını veremeyecek ve hatırımda kalamayacak kadar sıradan biriydi muhakkak. Oysa dünyadaki tüm Veronika'lar çok güzel, gizemli ve narin olmalı. İşin doğrusu, yeni bir saplantı yaratmanın sancıları bunlar ve Veronika azgın denizin kıyısından yükselen sarp kayalıkların zirvesinde, eliyle bana "gel" işareti yapıyor, göz kırpıyor ve "hadi birlikte atlayalım, bu çok zevkli olacak, hadi hadi" diyor yumuşacık sesiyle. Bir şeyi veya birini saplantı haline getirmeden yaşamak, asılı kaldığım ve tatlı tatlı sallandığım boşluktan hızla betona çakılıp, kalan ömrümü yatalak olarak geçirmeme sebep olabilir. Bunu düşünmek bile tüylerimi diken diken ediyor fakat öte yandan Veronika'nın istekli hali beni daha çok korkutuyor. Gözlerimi kapatıyorum. Ses kesiliyor ama bu sefer de beynimde hissettiğim şu korkunç basınç ve zonklama başlıyor. Sanki çulsuz bir grindcore grubu kafatasımı mesken tutmuş ve o sinir bozucu davul ritimleriyle durmaksızın tepiniyorlar. Başım dönüyor.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.